Çocuklarda Öfke Nöbetleri: Ebeveynler Nasıl Yaklaşmalı?

Özet
:
Her öfke nöbetinin profesyonel değerlendirme gerektirdiği düşünülmemelidir; ancak nöbetlerin çok sıklaşması, giderek yoğunlaşması, uzun süre devam etmesi veya çocuğun okul ve sosyal yaşamını belirgin biçimde etkilemesi durumunda uzman görüşü alınması değerlendirilebilir.

Çocuklarda öfke nöbetleri, ebeveynlerin günlük yaşamda karşılaşabileceği ve zaman zaman nasıl yönetileceği konusunda zorlanabileceği durumlardan biridir. Ağlama, bağırma, kendini yere bırakma, isteklerinin gerçekleşmesi konusunda ısrar etme veya yoğun huzursuzluk gibi davranışlarla kendini gösterebilen öfke nöbetleri, çoğu zaman çocuğun henüz gelişmekte olan duygu düzenleme becerileriyle ilişkilendirilebilir. Peki çocuk neden öfkesini bu kadar yoğun yaşar? Her öfke nöbeti aynı anlama mı gelir? Özellikle küçük yaşlarda çocukların duygularını yetişkinler gibi sözcüklerle ifade edememesi, öfkenin davranışlar üzerinden ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle nöbet yalnızca ortadan kaldırılması gereken bir davranış olarak görülmemeli; öncesinde yaşanan olaylar, çocuğun ihtiyaçları ve içinde bulunduğu gelişim dönemiyle birlikte değerlendirilmelidir.

Öfke nöbetinin başladığı anda ebeveynin kendi duygusunu düzenleyebilmesi, çocuğa yaklaşımın önemli bir parçasıdır. Çocuk yoğun öfke yaşarken uzun açıklamalar yapmak, tehdit etmek, bağırmak veya onu utandırmak çoğu durumda iletişimi güçleştirebilir. Bunun yerine sakin bir ses tonu korunmalı, çocuğun ve çevresindekilerin güvenliği gözetilmeli, mümkün olduğunca kısa ve anlaşılır ifadeler kullanılmalıdır. “Şu anda çok öfkeli görünüyorsun” gibi duyguyu adlandıran cümleler, çocuğun yaşadığı duygunun fark edilmesine imkan tanıyabilir. Ancak duyguyu kabul etmek ile her davranışı onaylamak birbirinden ayrılmalıdır. Çocuğun öfkelenmesine izin verilirken başkasına zarar verme veya çevreye zarar verme gibi davranışlara sınır konulması gerektiği açıkça ifade edilmelidir. Bu noktada Malatya Çocuk Psikolog desteği düşünüldüğünde, çocuğun davranışının yalnızca görünen yönüne değil, davranışın altında bulunabilecek duygusal ve gelişimsel etkenlere de odaklanılması önem taşır.

Çocuklarda öfke nöbetlerinin ortaya çıkışında yaş, mizaca bağlı özellikler, yorgunluk, açlık, rutin değişiklikleri, hayal kırıklıkları, dikkat ihtiyacı veya sınırlarla karşılaşma gibi farklı etkenler rol oynayabilir. Bu nedenle “Neden böyle davranıyor?” sorusunun yanında “Nöbetler genellikle ne zaman başlıyor, öncesinde ne yaşanıyor ve sonrasında çocuk nasıl davranıyor?” soruları da sorulmalıdır. Ebeveynlerin bir süre gözlem yapması, tekrar eden durumların fark edilmesine yardımcı olabilir. Örneğin her defasında uyku öncesinde ortaya çıkan öfke nöbetleri ile kardeş ilişkilerindeki çatışmaların ardından görülen nöbetlerin aynı biçimde değerlendirilmesi gerekmeyebilir. Davranışın sıklığı, yoğunluğu, süresi ve çocuğun okul, arkadaşlık veya aile ilişkileri üzerindeki etkisi birlikte ele alınmalıdır. Böyle bir gözlem, çocuğu etiketlemekten ziyade onun hangi durumlarda zorlandığını anlamaya imkan tanıyabilir.

Öfke nöbetleri karşısında sınır koymak, çocuğun duygularını bastırmasını istemek anlamına gelmez. Aksine sınırların sakin, tutarlı ve anlaşılır biçimde belirlenmesi, çocuğun hangi davranışların kabul edilebilir olduğunu öğrenmesine yardımcı olabilir. “Öfkelenebilirsin ancak vuramazsın” gibi ifadeler, duygu ile davranış arasındaki ayrımın anlaşılmasını destekleyebilir. Ebeveynlerin bir gün izin verdiği bir davranışı başka bir gün yalnızca öfke nedeniyle tamamen yasaklaması ise çocuk açısından kafa karıştırıcı olabilir. Bu nedenle ev içerisindeki temel sınırların mümkün olduğunca tutarlı olması önemlidir. Malatya Psikolog görüşmelerinde de çocukların davranışları değerlendirilirken yalnızca çocuğun değil, aile içindeki iletişim biçiminin ve günlük yaşam düzeninin de dikkate alınması gerekebilir. Amaç, öfkeyi tamamen ortadan kaldırmak değil; çocuğun zaman içinde öfkesini fark etmeyi, ifade etmeyi ve daha uygun yollarla düzenlemeyi öğrenmesine destek olacak bir ortam oluşturulmasıdır.

Ebeveynlerin öfke nöbeti sonrasında çocukla kurduğu iletişim de en az nöbet sırasında gösterilen yaklaşım kadar önemlidir. Çocuk sakinleştikten sonra yaşanan olay hakkında yaşına uygun bir dille konuşulabilir; hangi duygunun ortaya çıktığı, çocuğun neye ihtiyaç duyduğu ve bir sonraki benzer durumda nelerin denenebileceği birlikte değerlendirilebilir. “Bir daha asla böyle yapma” demek yerine “Bir dahaki sefere çok kızdığında bunu nasıl anlatabiliriz?” şeklinde düşünmeye yönlendiren sorular sorulması, çocuğun alternatif davranışlar geliştirmesine imkan tanıyabilir. Ayrıca sakin zamanlarda duyguların adlarının öğretilmesi, oyunlar ve günlük konuşmalar aracılığıyla farklı duyguların tanınmasına özen gösterilmesi faydalı olabilir. Çocuğun olumlu iletişim girişimleri fark edilmeli ve yalnızca sorunlu davranışlar üzerinden değerlendirme yapılmamalıdır. Böylece çocuk, duygularının kabul edildiğini ancak her davranışın kabul edilebilir olmadığını daha net biçimde öğrenebilir.

Her öfke nöbetinin profesyonel değerlendirme gerektirdiği düşünülmemelidir; ancak nöbetlerin çok sıklaşması, giderek yoğunlaşması, uzun süre devam etmesi veya çocuğun okul ve sosyal yaşamını belirgin biçimde etkilemesi durumunda uzman görüşü alınması değerlendirilebilir. Özellikle çocuğun günlük işlevselliğinde belirgin değişiklikler gözlemlendiğinde, davranışların gelişimsel özelliklerle birlikte ele alınması önem taşır. Ebeveynler böyle bir durumda “Bu davranış yalnızca bir dönem mi, yoksa altında daha fazla desteğe ihtiyaç duyulan bir durum mu?” sorusunu sormalıdır. Çocuğun öfkesini bastırmaya çalışmak yerine, öfkenin ne anlatmaya çalıştığını anlamaya yönelmek daha sağlıklı bir yaklaşım olabilir. Çünkü çocukluk döneminde duyguları tanımak ve düzenlemek zaman içinde gelişen bir beceridir. Sabır, tutarlılık, güvenli sınırlar ve gerektiğinde profesyonel destek; çocuğun kendi duygularını daha iyi anlamasına ve aile içindeki iletişimin daha sağlıklı bir zeminde ilerlemesine imkan tanıyabilir.

Resim
X