İlişkilerde Affetmek ve Güveni Yeniden Oluşturmak

Özet
:
İlişkilerde affetmek ve güveni yeniden oluşturmak, tek bir konuşmayla tamamlanabilecek basit bir süreç olarak değerlendirilmemelidir. Affetmek yaşananları unutmak, yapılan davranışı onaylamak veya kişinin kendi sınırlarından vazgeçmesi anlamına gelmez. Benzer şekilde güvenin yeniden oluşması da yalnızca özür veya verilen sözlerle sınırlı değildir.

İlişkilerde yaşanan kırgınlıklar, hayal kırıklıkları ve güven sarsıcı deneyimler, iki kişinin birbirine yönelik duygularını önemli ölçüde etkileyebilir. Özellikle yalan, sadakatsizlik, verilen sözlerin tutulmaması, önemli bir konunun gizlenmesi veya kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olan davranışlar sonrasında ilişkinin eski hâline dönmesi her zaman kolay olmayabilir. Peki affetmek gerçekten yaşananları unutmak anlamına mı gelir? Bir kişiyi affetmek, yapılan davranışı onaylamak veya hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmak zorunda olmak anlamına gelmez. Affetme daha çok kişinin yaşadığı kırgınlıkla kurduğu ilişkinin yeniden değerlendirilmesiyle bağlantılı bir süreç olarak ele alınabilir. Bazı durumlarda kişi ilişkiyi sürdürmeyi tercih ederken bazı durumlarda kendi sınırlarını koruyarak ilişkiden uzaklaşmayı seçebilir. Bu nedenle affetme konusunda tek bir doğru yol bulunmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle güvenin sarsıldığı ilişkilerde karar verilmeden önce yaşanan olayın niteliği, tekrar edip etmediği, tarafların sorumluluk alma biçimi ve ilişkinin kişinin kendisini güvende hissetmesine ne ölçüde imkan tanıdığı değerlendirilmelidir. Duyguların henüz yoğun olduğu bir dönemde hızlı bir karar vermek yerine yaşananların anlamlandırılmasına zaman tanınması, kişinin kendi ihtiyaçlarını daha açık biçimde fark etmesine yardımcı olabilir.

Affetme ile güveni yeniden oluşturma birbirinden farklı ancak birbiriyle ilişkili iki süreçtir. Bir kişinin “Seni affediyorum” demesi, güvenin aynı anda eski seviyesine dönmesini sağlamayabilir. Çünkü güven çoğu zaman tek bir konuşmayla değil, zaman içerisinde tekrarlanan tutarlı davranışlarla yeniden şekillenebilir. Güveni zedeleyen olayın ardından taraflardan birinin özür dilemesi önemli bir başlangıç olarak görülebilir; ancak özrün içeriği kadar sorumluluğun kabul edilmesi ve benzer bir durumun tekrar yaşanmaması için hangi değişikliklerin yapılacağının konuşulması da önem taşır. Peki güven kaybedildiğinde yalnızca sözlere inanmak yeterli olabilir mi? Özellikle ağır bir kırılma yaşandığında karşı tarafın söyledikleri ile davranışları arasındaki tutarlılık gözlemlenmelidir. Şeffaf iletişim, sınırların karşılıklı olarak konuşulması ve soruların küçümsenmeden ele alınması güvenin yeniden değerlendirilmesine imkan tanıyabilir. Bununla birlikte güveni yeniden oluşturmaya çalışan kişinin sürekli kanıt araması veya diğer tarafın her davranışını kontrol etmeye çalışması da ilişkinin yeni bir döngü içerisine girmesine neden olabilir. Bu nedenle güvenin yeniden kurulması, hem güveni zedeleyen kişinin sorumluluk almasını hem de kırılan kişinin kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını açık biçimde ifade edebilmesini gerektiren zamana yayılan bir süreç olarak ele alınmalıdır.

İlişkilerde güven kaybının ardından çiftlerin yaşadığı en önemli güçlüklerden biri, geçmişte yaşanan olayın bugünkü iletişimi sürekli biçimde etkilemesidir. Bir tartışma sırasında daha önce yaşanan kırgınlığın tekrar gündeme getirilmesi, partnerin davranışlarının geçmiş olay üzerinden yorumlanması veya her belirsizliğin yeni bir güven kaybı ihtimali olarak değerlendirilmesi anlaşılabilir tepkiler olabilir. Ancak geçmişte yaşanan olayın ilişkinin bütününü belirlemeye başlaması durumunda çiftlerin mevcut ilişki dinamiklerini ayrıca değerlendirmesi gerekebilir. Malatya Çift Terapisi sürecinde güvenin hangi olay veya davranışlarla zedelendiği, tarafların bu olaydan sonra hangi duyguları yaşadığı ve ilişkinin hangi noktalarında iletişim güçlüğü oluştuğu birlikte ele alınabilir. Burada amaç geçmişi silmek veya yaşananları önemsizleştirmek değil, olayın ilişki üzerindeki etkisini daha anlaşılır hâle getirmektir. Affeden kişinin “Artık bunu bir daha düşünmemeliyim” şeklinde kendisini zorlaması da her zaman sağlıklı bir yaklaşım olmayabilir. Çünkü kırgınlıkların zaman içerisinde azalması beklenirken duyguların yeniden ortaya çıkması mümkündür. Önemli olan bu duyguların ortaya çıktığında nasıl ele alındığının gözlemlenmesidir. Çiftlerin birbirlerini suçlamak yerine yaşanan olayın bugün üzerlerinde bıraktığı etkiyi konuşmaları, güvenin hangi koşullarda yeniden oluşabileceğine dair daha gerçekçi bir çerçeve sağlayabilir.

Affetme sürecinde sınırların korunması çoğu zaman göz ardı edilen ancak önemli bir konudur. İlişkinin devam ettirilmek istenmesi, kişinin yaşadığı kırgınlığı veya rahatsızlığı yok saymasını gerektirmez. Tam tersine, güvenin yeniden oluşturulabilmesi için hangi davranışların kabul edilebilir, hangilerinin kabul edilemez olduğunun açık biçimde konuşulması gerekebilir. Bir ilişkide güven sarsıldıktan sonra “Bundan sonra neye ihtiyacım var?” sorusunun sorulması kadar “Karşı tarafın bu ihtiyacı karşılamaya yönelik sorumluluğu nedir?” sorusunun da değerlendirilmesi önemlidir. Çünkü güven yalnızca şüphe duyan kişinin üzerinde taşıması gereken bir yük olarak görülmemelidir. Güveni zedeleyen davranışın sorumluluğu da ilişkinin diğer tarafında bulunabilir. Bunun yanında affetme konusunda kişinin üzerinde sosyal veya ailevi bir baskı oluşturulmamasına özen gösterilmelidir. “İlişki için affetmelisin” veya “Bir kez oldu, unutmalısın” gibi yaklaşımlar kişinin yaşadığı duyguların yeterince dikkate alınmamasına neden olabilir. Güven kaybının kişinin günlük yaşamını, duygu durumunu veya ilişkilerindeki iletişim biçimini belirgin biçimde etkilediği durumlarda Malatya Psikolog desteği hakkında bilgi alınması değerlendirilebilir. Profesyonel destek, kişinin kendi duygularını anlamlandırmasına, sınırlarını fark etmesine ve ilişkiyle ilgili kararlarını daha bilinçli biçimde değerlendirmesine imkan tanıyabilir.

Güveni yeniden oluşturma sürecinde küçük ancak tutarlı davranışların önemi üzerinde durulmalıdır. Büyük sözler veya yoğun duygusal konuşmalar kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir; ancak güvenin kalıcı biçimde yeniden değerlendirilmesi için günlük yaşam içerisindeki davranışların da bu söylemlerle uyumlu olması gerekir. Verilen sözlerin tutulması, önemli konuların saklanmaması, iletişim sırasında savunmacı veya suçlayıcı bir dil yerine açık bir yaklaşım benimsenmesi ve karşılıklı sınırların dikkate alınması bu süreçte destekleyici olabilir. Peki kırılan güvenin yeniden oluşması için ne kadar zaman gerektiği konusunda kesin bir ölçüt bulunabilir mi? Aslında bunun herkes için geçerli tek bir süresi yoktur. Yaşanan olayın niteliği, ilişkinin geçmişi, tarafların sorumluluk alma düzeyi ve güven kaybının ne kadar derin olduğu bu süreci etkileyebilir. Kırılan kişinin zaman zaman şüphe veya kaygı yaşaması, sürecin başarısız olduğu anlamına gelmeyebilir. Bu duygular ortaya çıktığında onları bastırmak yerine hangi düşüncenin tetiklendiğinin gözlemlenmesi daha sağlıklı olabilir. Aynı şekilde güveni yeniden kazanmaya çalışan kişinin de sürekli olarak geçmişteki hatasının hatırlatılması karşısında yalnızca savunmaya geçmek yerine, karşı tarafın yaşadığı güvensizliğin anlaşılmasına alan açması önem taşıyabilir. Sürecin iki taraflı bir sorumluluk içerdiği unutulmamalıdır.

Sonuç olarak ilişkilerde affetmek ve güveni yeniden oluşturmak, tek bir konuşmayla tamamlanabilecek basit bir süreç olarak değerlendirilmemelidir. Affetmek yaşananları unutmak, yapılan davranışı onaylamak veya kişinin kendi sınırlarından vazgeçmesi anlamına gelmez. Benzer şekilde güvenin yeniden oluşması da yalnızca özür veya verilen sözlerle sınırlı değildir. Güvenin yeniden değerlendirilmesi için zaman, tutarlılık, açık iletişim ve karşılıklı sorumluluk alma gereksinimi bulunabilir. Bu süreçte kişinin kendisine “Bu ilişkide yeniden güvende hissedebilmem için neye ihtiyacım var?” sorusunu sorması önemli bir başlangıç sağlayabilir. Aynı zamanda karşı tarafın da “Güveni zedeleyen davranışımın sorumluluğunu nasıl üstlenebilirim?” sorusunu değerlendirmesi gerekebilir. Her ilişkinin koşulları farklı olduğundan affetmenin veya ilişkiyi sürdürmenin zorunlu bir sonuç olarak görülmemesi gerekir. Önemli olan kişinin kendi duygularını, sınırlarını ve ihtiyaçlarını dikkate alarak karar verebilmesidir. Güvenin yeniden oluşturulması mümkün görünse bile bunun hangi koşullarda gerçekleşebileceği gerçekçi biçimde değerlendirilmelidir. Sürecin yoğun çatışmalar, sürekli şüphe veya iletişim kopukluğu içerisinde ilerlediği durumlarda profesyonel destek seçenekleri hakkında bilgi alınması düşünülebilir. Böylece yaşanan kırgınlığın bastırılması yerine anlaşılması ve ilişkinin geleceğine ilişkin kararların daha sağlıklı bir değerlendirme zemini içerisinde ele alınması mümkün olabilir.

Resim
X