İlişkide Sürekli Eleştirilmek ve Eleştirmek: Bu Döngü Nasıl Kırılır?
İlişkide sürekli eleştirilmek ve eleştirmek, zaman içerisinde iki kişinin birbirini anlama biçimini etkileyebilen ve iletişim kalitesini zayıflatabilen bir döngüye dönüşebilir. Bir ilişkide yanlışların dile getirilmesi her zaman sorunlu mudur? Elbette her ilişkide rahatsızlıkların, beklentilerin ve sınırların ifade edilmesi doğaldır. Ancak eleştirinin biçimi, sıklığı ve hangi amaçla kullanıldığı önem taşır. Bir davranışın değiştirilmesine yönelik yapıcı bir geri bildirim ile kişinin karakterini, kişiliğini veya değerini hedef alan eleştiri aynı anlamı taşımaz. “Bu davranış beni üzüyor” şeklindeki bir ifade belirli bir duruma odaklanırken, “Sen zaten hep böylesin” gibi genelleyici söylemler kişinin kendisini savunmaya çekilmesine neden olabilir. Sürekli eleştirilen kişi zamanla ne söylerse yanlış anlaşılacağını düşünebilir, iletişimden kaçınabilir veya kendisini sürekli yetersiz hissedebilir. Eleştiren taraf ise karşısındaki kişinin değişmediğini düşündükçe daha fazla uyarıda bulunma ihtiyacı hissedebilir. Böylece başlangıçta küçük bir iletişim problemi olarak ortaya çıkan durum, zaman içerisinde karşılıklı kırgınlıkların beslendiği bir iletişim döngüsüne dönüşebilir.
Sürekli eleştirme davranışının arkasında çoğu zaman yalnızca karşı tarafın davranışlarını değiştirme isteği bulunmayabilir. Kişi kendisini duyulmamış, önemsenmemiş veya anlaşılmamış hissettiğinde bunu eleştiri yoluyla ifade etmeye çalışabilir. Peki bir kişi aynı konuyu tekrar tekrar dile getiriyorsa gerçekten yalnızca davranışın değişmesini mi istiyordur, yoksa karşılanmamış başka bir ihtiyacın görülmesini mi bekliyordur? Örneğin ev işleri konusunda yaşanan tartışmaların altında paylaşım ihtiyacı, ilgi konusunda yapılan eleştirilerin altında görülme arzusu veya iletişim biçimine yönelik şikâyetlerin altında anlaşılma ihtiyacı bulunabilir. Öte yandan sürekli eleştirilen kişinin verdiği tepkiler de döngünün devamında etkili olabilir. Savunmaya geçmek, konuyu değiştirmek, tamamen sessizleşmek veya karşı eleştiriyle cevap vermek kısa vadede tartışmadan uzaklaşma hissi oluşturabilir. Ancak sorun üzerinde konuşulmadığında tarafların birbirinden beklentileri daha da belirsizleşebilir. Bu nedenle eleştirinin yalnızca görünen biçimine değil, altında bulunan duygu ve ihtiyaca da bakılması gerekir. “Neden böyle davranıyorsun?” sorusunun yanında “Bu davranış bende hangi duyguyu oluşturuyor?” ve “Senden aslında neye ihtiyaç duyuyorum?” sorularının da değerlendirilmesi iletişimin daha anlaşılır hâle gelmesine imkan tanıyabilir.
İlişkide eleştiri döngüsünün kırılması için öncelikle tarafların birbirini değiştirmeye çalışmak yerine iletişimde oluşan örüntüyü fark etmesi önemlidir. Çünkü çoğu zaman bir taraf eleştirirken diğer taraf savunmaya geçmekte, savunma arttıkça ilk taraf kendisini daha fazla açıklama veya eleştirme ihtiyacı içinde bulabilmektedir. Malatya Çift Terapisi kapsamında bu tür iletişim döngülerinin hangi koşullarda ortaya çıktığı, tarafların birbirlerinin davranışlarını nasıl yorumladığı ve çatışma sırasında hangi iletişim biçimlerinin tekrarlandığı ele alınabilir. Burada amaç kimin haklı olduğunu belirlemekten ziyade, iki kişinin aynı tartışmanın içinde neden sürekli benzer rollere yerleştiğinin anlaşılmasıdır. Örneğin bir taraf “Beni hiç dinlemiyorsun” dediğinde diğer taraf “Sen de zaten hiçbir şeyi beğenmiyorsun” şeklinde karşılık veriyorsa, konuşma kısa sürede asıl konudan uzaklaşabilir. Bu noktada söylenen cümlelerin içeriği kadar iletişim sırasındaki duygusal tepkilerin de gözlemlenmesi gerekir. Eleştiri, savunma, geri çekilme ve karşı eleştiri gibi tepkiler birbirini takip ediyorsa, döngünün hangi noktasında farklı bir iletişim biçiminin tercih edilebileceği birlikte değerlendirilebilir.
Eleştirinin daha sağlıklı bir iletişim biçimine dönüştürülmesinde kullanılan dil önemli bir yere sahiptir. Bir davranıştan duyulan rahatsızlığın ifade edilmesi gerektiğinde kişinin karakterine yönelik genellemelerden mümkün olduğunca uzak durulması, belirli davranış ve durumlara odaklanılması önerilebilir. “Sen hiçbir zaman beni düşünmüyorsun” yerine “Bu konuda karar alınırken fikrimin sorulmaması beni kırıyor” şeklinde bir ifade, karşı tarafın savunmaya geçmeden konuyu anlamasına daha fazla imkan tanıyabilir. Bununla birlikte yalnızca eleştiren tarafın iletişim biçimine odaklanmak yeterli değildir. Sürekli eleştirildiğini hisseden kişinin de kendi tepkilerini gözlemlemesi önemlidir. Her eleştirinin ardından sessizleşmek, konuşmayı tamamen kesmek veya karşı tarafın geçmişteki hatalarını gündeme getirmek döngünün başka bir biçimde devam etmesine neden olabilir. Peki eleştiriyi duyduğumuz anda kendimizi savunmak yerine önce gerçekten ne söylendiğini anlamaya çalışabilir miyiz? Duyguların yoğunlaştığı anlarda konuşmaya kısa bir ara verilmesi ve daha sakin bir zamanda yeniden iletişim kurulması değerlendirilebilir. Eğer taraflar bu döngünün nedenlerini anlamakta veya iletişim biçimini değiştirmekte zorlanıyorsa Malatya Psikolog desteği hakkında bilgi alınması düşünülebilir. Profesyonel bir değerlendirme, ilişkide yaşanan sorunların yanı sıra bireysel duygu ve ihtiyaçların da ele alınmasına imkan tanıyabilir.
İlişkide eleştiri döngüsünü kırmak, eleştiriyi tamamen ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Sağlıklı ilişkilerde de rahatsızlıkların, beklentilerin ve sınırların dile getirilmesine ihtiyaç duyulabilir. Buradaki temel ayrım, eleştirinin karşı tarafı küçültmek veya değiştirmeye zorlamak amacıyla mı, yoksa yaşanan bir sorunu anlaşılır hâle getirmek amacıyla mı kullanıldığıdır. Bir davranıştan duyulan rahatsızlık ifade edilirken zaman, ortam ve kullanılan kelimeler göz önünde bulundurulmalıdır. Özellikle tartışmanın yoğunlaştığı anlarda geçmişteki tüm sorunların aynı anda gündeme getirilmesi yerine üzerinde konuşulan konuya odaklanılması iletişimin dağılmasını önleyebilir. Aynı zamanda yalnızca sorunların değil, ilişkide olumlu bulunan davranışların da fark edilmesine özen gösterilmelidir. Çünkü sürekli olarak yanlışların konuşulduğu bir iletişim ortamında tarafların birbirlerini yalnızca eksikleri üzerinden değerlendirmeye başlaması mümkündür. Bu nedenle “Bunu neden böyle yaptın?” sorusunun yanında “Bunu yaptığında kendimi nasıl hissettim?” ve “İlişkimizde neyin devam etmesini istiyorum?” gibi sorulara da yer verilmesi düşünülebilir. Değişim, çoğu zaman tek bir konuşmayla değil, tekrar eden iletişim biçimlerinin zaman içerisinde fark edilmesiyle mümkün hâle gelir.
Sonuç olarak ilişkide sürekli eleştirilmek ve eleştirmek, yalnızca kullanılan kelimelerle açıklanamayacak kadar karmaşık bir iletişim süreci olabilir. Eleştirinin arkasında karşılanmamış bir ihtiyaç, kırgınlık, güvensizlik, anlaşılma isteği veya uzun süredir çözülemeyen bir çatışma bulunabilir. Aynı şekilde eleştirilen kişinin savunmacı veya geri çekilen tepkileri de istemeden bu döngünün sürmesine katkıda bulunabilir. Bu nedenle sorunun çözümü yalnızca “Kim daha çok eleştiriyor?” sorusuna yanıt aramakla sınırlı tutulmamalıdır. “Bu döngü nasıl başladı?”, “Hangi durumlarda tekrar ediyor?” ve “İki taraf bu sırada aslında neye ihtiyaç duyuyor?” soruları da göz önünde bulundurulmalıdır. İletişimde kişiliğe yönelik yargılar yerine davranışlara ve duygulara odaklanılması, karşılıklı dinleme için alan açılması ve tartışmaların yoğunlaştığı anlarda uygun sınırların belirlenmesi süreci destekleyebilir. Sorunların uzun süre devam ettiği, iletişimin giderek çatışmalı hâle geldiği veya taraflardan birinin ilişkide kendisini sürekli değersiz ya da anlaşılmamış hissettiği durumlarda profesyonel destek seçenekleri hakkında bilgi alınması değerlendirilebilir. Amaç kusursuz bir iletişim oluşturmak değil, iki kişinin birbirini incitmeden ihtiyaçlarını ifade edebildiği ve yaşanan sorunları birlikte anlamlandırabildiği daha sağlıklı bir iletişim alanı oluşturabilmektir.
