İlişkide Birbirini Dinlememek: İletişim Sorununun Psikolojik Boyutu

Özet
:
Partnerim beni neden dinlemiyor?” sorusunun yanında “Biz konuşurken hangi duygusal döngünün içine giriyoruz?” sorusunun da sorulması önemlidir.

İlişkide Birbirini Dinlememek: İletişim Sorununun Psikolojik Boyutu

Bir ilişkide iletişim denildiğinde çoğu zaman konuşmak, kendini anlatmak ve düşüncelerini ifade etmek akla gelir. Oysa sağlıklı iletişim yalnızca konuşabilmekle değil, karşı tarafın söylediklerini gerçekten duyabilmekle de ilişkilidir. Peki iki kişi birbirine sürekli bir şeyler anlatıyor, ancak hiçbiri kendisini anlaşılmış hissetmiyorsa burada gerçekten bir iletişimden söz edilebilir mi? İlişkide birbirini dinlememek, zaman içerisinde basit bir iletişim alışkanlığının ötesine geçerek duygusal uzaklaşmaya ve karşılıklı kırgınlıklara zemin hazırlayabilir. Partner konuşurken telefonla ilgilenmek, sözünü kesmek, daha cümle tamamlanmadan cevap hazırlamak, anlatılanları küçümsemek veya konuşulan konuyu hemen başka bir meseleye taşımak dinlememe davranışının farklı biçimleri arasında değerlendirilebilir. Ancak bu davranışların arkasında her zaman ilgisizlik bulunması beklenmemelidir. Yoğun stres, zihinsel yorgunluk, çözümlenmemiş çatışmalar, savunmaya geçme eğilimi veya kişinin kendisini sürekli eleştiriliyor hissetmesi de dinleme kapasitesini etkileyebilir. Bu nedenle iletişimdeki sorunun yalnızca “Beni neden dinlemiyorsun?” sorusuyla ele alınması yerine, “Birbirimizi dinlememizi zorlaştıran ne var?” sorusunun da değerlendirilmesine özen gösterilmelidir.

İlişkilerde dinlememe sorununun psikolojik boyutunu anlamak için tarafların konuşma sırasında hangi duyguları yaşadığına bakılması önemlidir. Bazı kişiler partnerinin söylediklerini dinlemek yerine kendisini savunmaya hazırlanabilir. Özellikle geçmiş tartışmalarda suçlanmış, küçümsenmiş veya anlaşılmamış hisseden bir kişi, yeni bir konuşmayı da önceki deneyimlerin devamı olarak algılayabilir. Böyle bir durumda karşı tarafın cümleleri henüz tamamlanmadan savunma, açıklama veya karşı saldırı ihtiyacı ortaya çıkabilir. Peki kişi gerçekten söyleneni mi dinlemektedir, yoksa kendi haklılığını kanıtlayacağı anı mı beklemektedir? Bu ayrım ilişkideki iletişim kalitesini anlamak açısından önemlidir. Dinlemek, her söyleneni kabul etmek veya karşı tarafın düşüncesine katılmak anlamına gelmez. Dinleme sırasında öncelikle karşıdaki kişinin ne anlatmaya çalıştığının anlaşılması beklenmelidir. Buna karşın konuşmanın sürekli bir haklılık mücadelesine dönüşmesi, tarafların birbirlerinin duygusal ihtiyaçlarını fark etmesini zorlaştırabilir. Özellikle aynı tartışmaların farklı zamanlarda yeniden yaşanması, ancak hiçbir konuşmanın gerçekten sonuçlandırılamaması durumunda iletişim biçiminin daha yakından gözlemlenmesi gerekebilir.

Birbirini dinlemeyen çiftlerde zaman içerisinde “nasıl olsa beni anlamayacak” düşüncesi gelişebilir. Bu düşünce ortaya çıktığında kişi duygularını paylaşmaktan vazgeçebilir, sorunları içinde tutabilir veya yalnızca tartışmayı sonlandırmak amacıyla sessiz kalmayı tercih edebilir. Diğer taraftan sürekli konuştuğu hâlde karşılık bulamadığını hisseden kişi daha fazla açıklama yapmaya, sesini yükseltmeye veya geçmişte yaşanan sorunları tekrar gündeme getirmeye başlayabilir. Böylece bir tarafın daha fazla konuşması, diğer tarafın daha fazla geri çekilmesine; geri çekilme ise ilk tarafın daha fazla konuşma ihtiyacı hissetmesine neden olabilir. Bu döngü fark edilmediğinde sorun, tek tek konuşmaların içeriğinden bağımsız olarak ilişkinin genel iletişim biçimine dönüşebilir. Malatya Çift Terapisi kapsamında bu tür iletişim döngülerinin, tarafların beklentilerinin ve duygusal ihtiyaçlarının birlikte değerlendirilmesine imkan tanınabilir. Burada amaç kimin daha iyi dinlediğini belirlemekten ziyade, çiftin hangi koşullarda birbirini duymakta zorlandığının anlaşılmasıdır. Çünkü bazı durumlarda sorun yalnızca dinlememek değil, dinlendiğinde ortaya çıkabilecek duygularla baş etmekte zorlanmak olabilir. Kırgınlık, öfke, utanç, hayal kırıklığı veya terk edilme korkusu gibi duygular konuşma sırasında yoğunlaştığında, tarafların birbirine gerçekten odaklanması güçleşebilir.

İletişimde dinleme sorununun bir başka boyutu da kişinin kendi ihtiyaçlarını karşı tarafa açık biçimde aktaramaması olabilir. Bir partner, karşısındakinin kendisini anlamasını beklerken neye ihtiyaç duyduğunu doğrudan ifade etmeyebilir. Bunun yerine ima, sessizlik, küslük veya dolaylı ifadeler kullanılabilir. Karşı taraf ise bu mesajları doğru biçimde yorumlayamadığında “Beni anlamıyor” düşüncesi güçlenebilir. Peki bir insan söylemediği bir ihtiyacının karşılanmasını beklediğinde, ortaya çıkan hayal kırıklığı nasıl değerlendirilmektedir? Bu nedenle ilişkilerde etkili dinleme kadar açık ifade de önem taşır. Bir kişinin “Beni hiç dinlemiyorsun” demesi yerine, “Konuşurken telefonla ilgilenildiğinde kendimi önemsenmemiş hissediyorum” şeklinde somut bir deneyimi paylaşması iletişim açısından daha anlaşılır bir çerçeve oluşturabilir. Aynı şekilde dinleyen kişinin hemen çözüm önermek yerine önce anlatılan duyguyu anlamaya çalışması destekleyici olabilir. Bazı konuşmalarda kişinin ihtiyacı bir çözüm değil, yalnızca anlaşılmak ve duygusunun görülmesidir. Bu farkın gözden kaçırılması, iyi niyetli bir konuşmanın bile yeni bir anlaşmazlığa dönüşmesine neden olabilir.

İlişkide birbirini dinlememek sürekli hâle geldiğinde, iletişim problemi zaman içerisinde kişinin psikolojik iyi oluşunu da etkileyebilir. Sürekli duyulmadığını veya önemsenmediğini hisseden bir kişi, ilişkide yalnızlık yaşayabilir. Diğer tarafta sürekli eleştirildiğini veya ne söylerse söylesin yanlış anlaşılacağını düşünen kişi de iletişimden uzaklaşabilir. Bu nedenle sorun yalnızca konuşmaların sıklığı üzerinden değerlendirilmemelidir. Konuşmaların ardından tarafların kendisini nasıl hissettiği, sorunların gerçekten anlaşılmaya çalışılıp çalışılmadığı ve iletişim sırasında güvenli bir alan oluşturulup oluşturulamadığı da gözlemlenmelidir. Malatya Psikolog desteği hakkında bilgi alınması, iletişim sorunlarının uzun süredir devam ettiği, aynı çatışmaların tekrarlandığı veya taraflardan birinin kendisini ilişkide sürekli yalnız ve anlaşılmamış hissettiği durumlarda değerlendirilebilir. Böyle bir süreçte kişinin kendi iletişim alışkanlıklarını fark etmesine, duygu ve düşüncelerini daha açık biçimde ifade etmesine ve karşılıklı etkileşimde ortaya çıkan kalıpları anlamlandırmasına imkan tanınabilir. Ancak profesyonel destek düşünülürken ilişkinin bütün dinamiklerinin ve her iki tarafın ihtiyaçlarının birlikte değerlendirilmesine özen gösterilmelidir.

Sonuç olarak ilişkide birbirini dinlememek, yalnızca konuşma sırasında ortaya çıkan basit bir dikkat dağınıklığı olarak görülmemelidir. Bazen bu davranışın altında birikmiş kırgınlıklar, savunma mekanizmaları, güvensizlikler, yoğun stres veya çözümlenmemiş ilişki çatışmaları bulunabilir. Bu nedenle “Partnerim beni neden dinlemiyor?” sorusunun yanında “Biz konuşurken hangi duygusal döngünün içine giriyoruz?” sorusunun da sorulması önemlidir. Sağlıklı dinleme, karşı tarafın her düşüncesine katılmayı değil, onun ne hissettiğini ve ne anlatmaya çalıştığını anlamaya alan açmayı gerektirir. Konuşurken sözün kesilmemesi, telefon gibi dikkat dağıtıcı unsurların mümkün olduğunca uzaklaştırılması, duyulanların gerektiğinde özetlenmesi ve karşılıklı duyguların küçümsenmemesi iletişim kalitesini destekleyebilir. Bununla birlikte her iletişim sorununun kısa sürede çözülmesi beklenmemelidir. Özellikle yıllar içerisinde oluşmuş iletişim kalıplarının fark edilmesi ve değiştirilmesi zaman, karşılıklı çaba ve sabır gerektirebilir. Tarafların kendisini sürekli duyulmamış, değersiz veya baskı altında hissettiği durumlarda profesyonel destek seçenekleri hakkında bilgi alınması düşünülebilir. Böylece amaç yalnızca daha fazla konuşmak değil, konuşurken birbirini gerçekten duyabilmeye imkan tanıyan daha güvenli bir iletişim zemininin araştırılması olabilir.

Resim
X