Kronik Hastalık ve Engellilik Sürecinde Aile Uyum Süreci

Özet
:
Aile üyelerinden birinde ortaya çıkan uzun süreli sağlık sorunları veya engellilik durumunun getirdiği psikolojik yükü paylaşma ve aile içi rolleri yeniden dengeleme.

Kronik hastalık veya engellilikle birlikte yaşamın alışılmış düzeninde önemli değişiklikler ortaya çıkabilir. Bu değişim yalnızca sağlık durumu etkilenen bireyin yaşamıyla sınırlı kalmayıp aile içerisindeki rollerin, sorumlulukların, iletişim biçimlerinin ve gelecek beklentilerinin yeniden değerlendirilmesini gerektirebilir. Peki, bir ailenin yaşamında böylesine kapsamlı bir değişiklik meydana geldiğinde herkesin kendisini nasıl konumlandırması beklenebilir? Hastalık ya da engellilik tanısının ardından kaygı, üzüntü, belirsizlik, öfke veya çaresizlik gibi farklı duyguların ortaya çıkması olağan karşılanabilir. Aile üyeleri aynı olaya farklı biçimlerde tepki verebilir; bir kişi daha fazla sorumluluk üstlenmeye çalışırken başka bir aile üyesi içine kapanabilir veya geleceğe ilişkin yoğun endişeler yaşayabilir. Bu nedenle uyum süreci yalnızca fiziksel ihtiyaçların karşılanması üzerinden değerlendirilmemeli, ailenin duygusal ve sosyal ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır. Sürecin başında yaşanan duyguların bastırılması yerine fark edilmesi ve uygun biçimde ifade edilmesi, aile içindeki iletişimin daha sağlıklı bir zeminde ilerlemesine imkân tanıyabilir.

Kronik hastalık ve engellilik sürecinde aile içerisindeki rollerin değişmesi, uyum açısından önemli bir konu olarak ele alınabilir. Daha önce bağımsız biçimde sürdürülen bazı günlük işlerin destek gerektirmesi, bakım sorumluluğunun belirli bir aile üyesinin üzerinde yoğunlaşması veya ekonomik koşulların değişmesi, aile bireyleri arasında gerilime neden olabilir. Ancak burada sorulması gereken temel soru, “Kim ne kadar sorumluluk üstlenmeli?” yerine “Sorumlulukları aile içerisinde daha dengeli ve sürdürülebilir biçimde nasıl paylaşabiliriz?” şeklinde ele alınmalıdır. Malatya aile danışmanlığı kapsamında aile bireylerinin yaşadığı duygusal ve ilişkisel güçlüklerin birlikte değerlendirilmesi, iletişim sorunlarının fark edilmesine ve değişen rollerin daha sağlıklı biçimde ele alınmasına imkân tanıyabilir. Özellikle bakım veren kişinin bütün sorumluluğu tek başına üstlenmesi, zaman içerisinde fiziksel ve duygusal açıdan zorlayıcı bir sürece dönüşebilir. Bu nedenle aile üyeleri birbirlerinin ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalı, gerektiğinde görev paylaşımı konusunda açık bir iletişim kurulmasına özen göstermelidir. Yardım istemenin bir zayıflık olmadığı, aksine uzun süreli bakım süreçlerinde sürdürülebilirliği destekleyen önemli bir ihtiyaç olabileceği unutulmamalıdır.

Aile uyum sürecinin önemli boyutlarından biri de hastalık veya engellilik durumuna ilişkin beklentilerin yeniden şekillendirilmesidir. Tanı sonrasında aile üyeleri geçmişte planlanan eğitim, çalışma, sosyal yaşam veya gelecek hedeflerinin nasıl sürdürüleceği konusunda belirsizlik yaşayabilir. Bazı durumlarda kişiyle ilgili bütün kararların onun yerine alınması, iyi niyetli bir koruma çabasının sonucu olarak ortaya çıkabilir. Ancak aşırı koruyucu tutumlar, bireyin bağımsızlık duygusunu ve karar alma becerisini olumsuz etkileyebileceğinden dikkatle değerlendirilmelidir. “Onun için en doğru olanı biz mi biliyoruz, yoksa onun kendi ihtiyaçlarını ifade etmesine yeterince alan tanıyor muyuz?” sorusu aile tarafından zaman zaman sorulmalıdır. Bireyin yaşı, sağlık durumu, gelişim özellikleri ve bağımsızlık düzeyi dikkate alınarak karar süreçlerine mümkün olduğunca katılımının desteklenmesi önemlidir. Aynı zamanda aile üyelerinin de kendi sınırlarını fark etmesi gerekir. Sürekli güçlü görünme çabası, yaşanan kaygı veya üzüntünün görmezden gelinmesine neden olmamalıdır. Duyguların açıkça konuşulabildiği, eleştirinin yerine anlayışın konulduğu bir aile ortamı uyum sürecinin daha sağlıklı ilerlemesine katkı sağlayabilir.

Kronik hastalık ve engellilik sürecinde psikolojik destek ihtiyacı yalnızca hastalığı veya engelliliği bulunan bireyle sınırlı olmayabilir. Ebeveynler, eşler, kardeşler ve bakım sorumluluğunu üstlenen diğer aile üyeleri de bu süreçten farklı düzeylerde etkilenebilir. Özellikle uzun süre devam eden bakım sorumluluğu, aile içerisinde tükenmişlik hissinin, iletişim problemlerinin veya sosyal yaşamdan uzaklaşmanın ortaya çıkmasına zemin hazırlayabilir. Malatya psikolog desteği kapsamında bireysel veya aile temelli görüşmeler değerlendirilirken, kişinin ve ailenin yaşadığı güçlüklerin kendi koşulları içerisinde ele alınması önem taşıyabilir. Böyle bir süreçte amaç, aile üyelerine nasıl hissetmeleri gerektiğini söylemekten ziyade mevcut duyguları anlamlandırabilecekleri ve ihtiyaçlarını ifade edebilecekleri bir alan oluşturulması olabilir. Aile bireylerinin birbirlerini suçlamadan konuşabilmeleri, bakım sorumluluğunun paylaşılması ve geleceğe ilişkin gerçekçi beklentilerin oluşturulması üzerinde durulabilir. Bunun yanında uzun süren üzüntü, yoğun kaygı, sosyal yaşamdan belirgin biçimde uzaklaşma veya günlük işlevsellikte ciddi değişimler gözlendiğinde uygun bir ruh sağlığı uzmanından destek alınması değerlendirilmelidir.

Uyum sürecinde iletişim kadar sınırların korunması da önemlidir. Kronik hastalık veya engellilik yaşayan bireyin ihtiyaçları dikkate alınırken onun yalnızca hastalığı ya da engelliliği üzerinden tanımlanmaması gerekir. Kişinin ilgi alanları, becerileri, sosyal ilişkileri, kararları ve yaşam hedefleri de aile içerisindeki değerlendirmelerde yer almalıdır. Benzer şekilde bakım veren aile üyesinin ihtiyaçlarının sürekli ikinci plana atılması da sağlıklı bir yaklaşım olarak gözlenmemelidir. “Herkesin iyi olması için önce kimin kendisine dikkat etmesi gerekir?” sorusu bu açıdan üzerinde düşünülmesi gereken bir noktadır. Aile üyelerinin birbirlerinden beklentilerini açık biçimde ifade etmesi, gerektiğinde yardım talep etmesi ve kişisel sınırlarına saygı göstermesi desteklenmelidir. Ayrıca aile dışındaki sosyal destek kaynaklarının kullanılması da süreci kolaylaştırabilecek unsurlar arasında değerlendirilebilir. Yakın çevreden alınabilecek uygun destek, bakım yükünün paylaşılmasına ve aile bireylerinin sosyal yaşamlarını tamamen bırakmak zorunda kalmamasına katkı sağlayabilir. Uyum, her şeyin eskisi gibi olması anlamına gelmeyebilir; değişen koşullar içerisinde yeni bir denge oluşturabilmek anlamına gelebilir.

Kronik hastalık ve engellilik sürecinde aile uyumu, bir anda tamamlanan bir aşama değil, zaman içerisinde yeniden şekillenebilen bir süreç olarak değerlendirilmelidir. Tanının öğrenilmesiyle başlayan duygusal tepkiler, tedavi veya bakım sürecindeki değişiklikler, yaşam koşullarındaki farklılaşmalar ve geleceğe ilişkin yeni kararlar aile dinamiklerinin tekrar tekrar gözden geçirilmesini gerektirebilir. Bu nedenle aile üyeleri kendilerinden sürekli güçlü, sabırlı ve sorunsuz olmalarını beklememelidir. Zorlanmanın kabul edilmesi, ihtiyaçların ifade edilmesi ve gerektiğinde profesyonel destek seçeneklerinin değerlendirilmesi sağlıklı bir yaklaşımın parçası olabilir. Peki, uyum sağlamak yaşanan güçlüğü kabullenmek mi, yoksa değişen koşullara rağmen yaşamı yeniden anlamlandırabilmek mi demektir? Her aile için bu sorunun cevabı farklı olabilir. Önemli olan, bireyin ihtiyaçları ile ailenin ihtiyaçları arasında mümkün olduğunca dengeli bir yaklaşım oluşturulmasıdır. Süreç boyunca karşılıklı saygı, açık iletişim, gerçekçi beklentiler ve dayanışma gözetilmeli; bireyin özerkliği korunurken bakım verenlerin yükü de göz ardı edilmemelidir. Böyle bir yaklaşım, ailenin değişen yaşam koşullarına daha bilinçli ve esnek biçimde uyum sağlamasını destekleyebilir.

Resim
X