Ebeveynlikte Suçluluk Duygusu ile Baş Etmek

Özet
:
Ebeveynlikte suçluluk duygusunun ortaya çıkmasında toplumsal beklentiler, sosyal medya içerikleri, yakın çevreden gelen yorumlar ve kişinin kendi çocukluk deneyimleri etkili olabilir. Özellikle ideal ebeveynlik anlayışının sürekli görünür hâle geldiği günümüzde, başka ailelerin yaşamlarıyla karşılaştırma yapılması kişinin kendi ebeveynlik becerilerini olduğundan daha yetersiz algılamasına neden olabilir.

Ebeveynlik, sevgi ve bağlılığın yanı sıra sorumluluk, kaygı ve zaman zaman suçluluk duygusunu da beraberinde getirebilen bir yaşam deneyimidir. Çocuğunun ihtiyaçlarını yeterince karşılayıp karşılamadığını düşünen bir ebeveyn, gün içerisinde yaptığı pek çok tercihi yeniden değerlendirebilir. İşe gidildiğinde çocukla yeterince zaman geçirilemediği düşünülebilir; evde kalındığında ise iş, kişisel ihtiyaçlar veya dinlenme için ayrılan zaman konusunda rahatsızlık hissedilebilir. Peki iyi bir ebeveyn olmanın ölçütü gerçekten her an çocuğun yanında bulunmak mıdır? Çocuğun her isteğine karşılık verilmesi, hiç hata yapılmaması veya bütün ihtiyaçların eksiksiz karşılanması mümkün müdür? Gerçekte ebeveynlik, kusursuzluk üzerinden değerlendirilmesi gereken bir sorumluluk değildir. Çocuğun gelişiminde önemli olan yalnızca ebeveynin ne kadar zaman ayırdığı değil, ilişkinin niteliği, duygusal güven ve ihtiyaçların mümkün olduğunca fark edilmesidir. Bu nedenle suçluluk duygusu ortaya çıktığında öncelikle bu duygunun hangi düşünceden beslendiği gözlemlenmeli ve kişinin kendisinden gerçekçi olmayan beklentiler içerisinde olup olmadığı sorgulanmalıdır. “Yeterince iyi miyim?” sorusunun sürekli tekrarlanması yerine, mevcut koşullar içerisinde çocuğun ihtiyaçlarına nasıl karşılık verilebildiğinin değerlendirilmesi daha sağlıklı bir bakış açısına imkan tanıyabilir.

Ebeveynlikte suçluluk duygusunun ortaya çıkmasında toplumsal beklentiler, sosyal medya içerikleri, yakın çevreden gelen yorumlar ve kişinin kendi çocukluk deneyimleri etkili olabilir. Özellikle ideal ebeveynlik anlayışının sürekli görünür hâle geldiği günümüzde, başka ailelerin yaşamlarıyla karşılaştırma yapılması kişinin kendi ebeveynlik becerilerini olduğundan daha yetersiz algılamasına neden olabilir. Sosyal medyada düzenli, sakin ve sürekli etkinliklerle geçirilen aile yaşamları görülürken, günlük hayatın karmaşası içerisinde yaşanan zorluklar göz ardı edilebilir. Peki bir başkasının birkaç dakikalık paylaşımı, başka bir ailenin bütün yaşamını gerçekten temsil edebilir mi? Her çocuğun ihtiyaçları, her ailenin koşulları ve her ebeveynin sahip olduğu imkanlar birbirinden farklıdır. Bu nedenle ebeveynlik konusunda tek bir doğru model olduğu düşüncesinden uzaklaşılması önem taşır. Bunun yanında çocuğa karşı zaman zaman sabırsız davranılması, öfke hissedilmesi veya bir ihtiyaca o anda yeterince karşılık verilememesi de ebeveynin kendisini tamamen yetersiz olarak tanımlamasını gerektirmez. Burada davranışın fark edilmesi, gerektiğinde sorumluluğunun alınması ve ilişkinin yeniden düzenlenmesi önemlidir. Bir ebeveynin hata yapabilmesi, aynı zamanda çocuğa hataların fark edilebileceğini, telafi yollarının aranabileceğini ve ilişkilerin yeniden onarılabileceğini gösteren bir deneyim alanı da oluşturabilir.

Suçluluk duygusu kısa süreli olduğunda kişinin davranışlarını gözden geçirmesine ve bazı ihtiyaçlara daha fazla dikkat göstermesine imkan tanıyabilir. Ancak yoğun, sürekli ve kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olan suçluluk duygusu farklı biçimde değerlendirilmelidir. Özellikle “Çocuğum için yeterince iyi değilim”, “Onun yaşadığı her olumsuzluktan ben sorumluyum” veya “Kendime zaman ayırırsam kötü bir ebeveyn olurum” gibi düşünceler sık sık tekrarlanıyorsa bu düşüncelerin gerçekçi olup olmadığı üzerinde durulmalıdır. Malatya Aile Danışmanlığı kapsamında aile içerisindeki iletişim biçimleri, ebeveynlik rolleri, beklentiler ve yaşanan çatışmaların daha kapsamlı biçimde ele alınmasına imkan tanınabilir. Çünkü ebeveynlikte yaşanan suçluluk yalnızca bireysel bir duygu olmayabilir; eşler arasındaki iş bölümü, aile büyüklerinin beklentileri veya çocuğun gelişim dönemine ilişkin belirsizlikler de bu duyguyu güçlendirebilir. Örneğin bütün sorumluluğun tek bir ebeveyn üzerinde toplanması, küçük bir aksaklığın bile büyük bir başarısızlık olarak algılanmasına neden olabilir. Bu nedenle “Ben nerede hata yapıyorum?” sorusunun yanında “Bu sorumlulukları tek başıma mı taşıyorum?” ve “Ailemizde beklentiler nasıl şekilleniyor?” sorularının da sorulması önemlidir. Suçluluk duygusunun kaynağı doğru biçimde gözlemlendiğinde, değiştirilebilecek koşullar ile kişinin kontrolü dışında kalan durumların birbirinden ayrılması kolaylaşabilir.

Ebeveynlikte suçlulukla baş etmenin önemli adımlarından biri, kişinin kendi ihtiyaçlarını da aile yaşamının bir parçası olarak değerlendirebilmesidir. Dinlenmek, arkadaşlarla görüşmek, kişisel ilgi alanlarına zaman ayırmak veya yalnız kalmaya ihtiyaç duymak ebeveynlik sorumluluğunun reddedilmesi anlamına gelmez. Aksine kişinin sürekli tükenmişlik yaşadığı bir düzen içerisinde çocuğuyla kurduğu ilişkinin de bundan etkilenebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Peki bir ebeveyn kendi temel ihtiyaçlarını sürekli ertelediğinde bunun uzun vadede aile yaşamına nasıl yansıyabileceği hiç düşünülmüş müdür? Burada amaç kişisel ihtiyaçları çocuğun ihtiyaçlarının önüne koymak değil, her iki alanın dengelenebileceği gerçekçi bir düzen oluşturmaktır. Ebeveynler arasında görev paylaşımının açık biçimde konuşulması, beklentilerin mümkün olduğunca somutlaştırılması ve gerektiğinde destek talep edilmesi bu açıdan değerlendirilebilir. Malatya Psikolog desteği hakkında bilgi alınması da suçluluk duygusunun yoğunlaştığı, kişinin kendisini sürekli yetersiz değerlendirdiği veya ebeveynlik sorumluluklarının günlük yaşam üzerinde belirgin bir baskı oluşturduğu durumlarda seçenekler arasında düşünülebilir. Böyle bir süreçte kişinin kendisini suçlaması yerine duygu, düşünce ve davranışları arasındaki bağlantıların gözlemlenmesine imkan tanınabilir.

Suçluluk duygusuyla baş ederken kullanılan iç konuşmanın niteliğine de özen gösterilmelidir. Bir ebeveyn çocuğuyla ilgili yaptığı bir hatanın ardından kendisine “Her şeyi mahvettim” şeklinde yaklaşırsa tek bir olay bütün ebeveynlik deneyiminin ölçütü hâline gelebilir. Bunun yerine “Bugün zorlandığım bir an yaşandı, bundan sonra neyi farklı yapabilirim?” şeklindeki daha gerçekçi bir değerlendirme, kişinin sorumluluk alırken kendisini bütünüyle suçlamasının önüne geçebilir. Çocukla geçirilen zamanın yalnızca süresine değil, niteliğine bakılması da önemlidir. Her gün uzun saatler birlikte bulunmak mümkün olmayabilir; ancak kısa bir sohbet, birlikte yapılan bir etkinlik veya çocuğun anlattıklarının dikkatle dinlenmesi duygusal bağ açısından anlamlı olabilir. Bununla birlikte ebeveynlerden sürekli sakin, anlayışlı ve sabırlı olmalarının beklenmesi de gerçekçi olmayabilir. Önemli olan hiç zorlanmamak değil, zorlanılan anların fark edilmesi ve gerektiğinde ilişki içerisinde onarıcı adımların atılabilmesidir. Ebeveynler kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını tanımaya başladıkça suçluluk ile gerçek sorumluluk arasındaki ayrım daha görünür hâle gelebilir. Kişinin kontrol edemediği her durumdan kendisini sorumlu tutmaması, geçmişte yaşanan olayları sürekli zihinsel olarak yeniden değerlendirmek yerine bugünkü ilişkiye odaklanması destekleyici olabilir.

Sonuç olarak ebeveynlikte suçluluk duygusu, tek başına kötü ebeveynliğin göstergesi olarak değerlendirilmemelidir. Çocuğunun ihtiyaçlarını önemseyen bir ebeveynin zaman zaman “Acaba yeterli miyim?” diye düşünmesi anlaşılabilir bir deneyim olabilir. Ancak bu düşüncenin sürekli bir yetersizlik hissine dönüşmesi, kişinin kendisine bakım vermesini engellemesi veya aile içerisindeki ilişkileri belirgin biçimde zorlaştırması durumunda daha yakından ele alınması gerekebilir. Ebeveynlikte amaç kusursuz olmak değil; çocuğun ihtiyaçlarını fark etmeye, kendi sınırlarını tanımaya ve ortaya çıkan güçlükler karşısında gerektiğinde yeni yollar aramaya açık olmaktır. Bu süreçte kişinin kendisine de çocuğuna gösterdiği anlayışa benzer bir anlayış göstermesi önemlidir. “Başka bir ebeveyn bunu daha iyi yapardı” düşüncesi yerine “Mevcut koşullarım içerisinde çocuğumun ihtiyaçlarına nasıl daha sağlıklı karşılık verebilirim?” sorusunun sorulması daha gerçekçi bir değerlendirme sağlayabilir. Suçluluk duygusunun kaynağı anlaşıldığında, gerçekten değiştirilmesi gereken davranışlar ile gereksiz biçimde üstlenilen sorumlulukların birbirinden ayrılması mümkün olabilir. Böylece ebeveynlik yalnızca yapılması gerekenlerin listesi olarak değil, zaman içerisinde öğrenilen, yeniden değerlendirilen ve ihtiyaçlara göre şekillenen bir ilişki süreci olarak ele alınabilir.

Resim
X