Çocuğun Her İsteğini Karşılamak Aile Dinamiklerini Nasıl Değiştirir?

Özet
:
Asıl önemli olan, çocuğun ihtiyaçları ile istekleri arasındaki ayrımın nasıl ele alındığı ve ebeveynlerin sınır koyma konusunda hangi tutuma sahip olduğudur.

Çocuğun her isteğini karşılamak, ilk bakışta sevgi göstermenin ve çocuğun ihtiyaçlarını önemsemenin doğal bir yolu gibi görülebilir. Özellikle çocuğun üzülmesine, hayal kırıklığı yaşamasına veya kendisini mahrum hissetmesine dayanamayan ebeveynler, “İmkânım varken neden istediğini almayayım?” düşüncesine yönelebilir. Ancak burada önemli bir ayrım bulunmaktadır: Bir çocuğun temel ihtiyaçlarının karşılanması ile her isteğinin yerine getirilmesi aynı şey midir? Çocukların sevgiye, ilgiye, güvene ve maddi-manevi desteğe ihtiyaç duyduğu açıktır; fakat gelişim sürecinde sınırlarla karşılaşmak, beklemeyi öğrenmek ve her isteğin hemen gerçekleşmeyebileceğini deneyimlemek de önemli bir yere sahiptir. Her talebin karşılanması zaman içerisinde çocuğun beklentileri ile aile içerisindeki sorumlulukların birbirinden uzaklaşmasına neden olabilir. Ebeveynlerin karar alma süreçlerinde çocuğun isteklerinin belirleyici hâle gelmesi, aile içerisindeki rollerin ve sınırların yeniden şekillenmesine yol açabilir. Bu nedenle konu yalnızca “Çocuğa fazla şey almak doğru mu?” sorusuyla sınırlı tutulmamalıdır. Çocuğun talebine verilen karşılığın aile içerisindeki iletişimi, sorumluluk paylaşımını, sınırları ve beklentileri nasıl etkilediği de gözlemlenmelidir.

Çocuğun her isteğinin karşılanması, zaman içerisinde istek ile ihtiyaç arasındaki ayrımın öğrenilmesini güçleştirebilir. Bir oyuncak, teknolojik ürün, kıyafet, yiyecek veya etkinlik talebi ortaya çıktığında hemen karşılık verilmesi, çocuğun bekleme ve erteleme deneyimlerini daha az yaşamasına neden olabilir. Peki bir çocuk istediği her şeye kısa sürede ulaşabiliyorsa, ulaşamadığı zaman ortaya çıkan duygularla nasıl baş edecektir? Çocukluk döneminde hayal kırıklığı yaşamak başlı başına olumsuz bir deneyim olarak değerlendirilmemelidir. Yaşa uygun sınırlar içerisinde “şimdi değil”, “buna şu anda ihtiyacımız yok” veya “bunu almak için beklememiz gerekiyor” gibi cevaplarla karşılaşmak, çocuğun beklentilerini düzenlemeyi öğrenmesine imkan tanıyabilir. Burada sınır koymanın sertlik veya sevgisizlik anlamına gelmediği de göz önünde bulundurulmalıdır. Aksine, açık ve tutarlı sınırlar çocuğun aile içerisindeki düzeni daha anlaşılır biçimde algılamasına destek olabilir. Ebeveynlerin bir gün izin verip başka bir gün aynı isteğe sert biçimde karşı çıkması ise çocuk açısından kafa karıştırıcı olabilir. Bu nedenle sınırların yaşa, koşullara ve ailenin değerlerine uygun biçimde belirlenmesi ve mümkün olduğunca tutarlı şekilde uygulanmasına özen gösterilmelidir.

Aile dinamikleri açısından bakıldığında, çocuğun her isteğinin karşılanması yalnızca çocuk ile ebeveyn arasındaki ilişkiyi değil, aile içerisindeki diğer ilişkileri de etkileyebilir. Ebeveynlerden birinin sürekli “evet” demesi, diğerinin ise sınır koymaya çalışması durumunda çocuk iki farklı tutum arasında kalabilir. Böyle bir tabloda “Kim daha anlayışlı?” veya “Kim daha katı?” tartışmasının ötesine geçilerek ebeveynlerin ortak bir tutum geliştirip geliştiremediği değerlendirilmelidir. Malatya Aile Danışmanlığı kapsamında aile içerisindeki iletişim biçimleri, ebeveyn tutumları, sınırların belirlenmesi ve çocuğun aile içindeki konumu gibi konuların ele alınması mümkün olabilir. Özellikle çocuğun isteklerinin aile içerisindeki kararların merkezine yerleştiği durumlarda, ebeveynlerin kendi ihtiyaçlarını ve birbirleriyle olan ilişkilerini geri plana atıp atmadıkları da gözlemlenmelidir. Çocuğun her talebinin yerine getirilmesi, kimi ailelerde çatışmadan kaçınmanın bir yöntemi hâline gelebilir. “Hayır dersem üzülür”, “Ağlamasın”, “Arkadaşlarında var, onda da olsun” veya “Çocukluğu güzel geçsin” gibi düşünceler ebeveynlerin sınır koymasını zorlaştırabilir. Ancak çocuğu her türlü hayal kırıklığından koruma çabası, uzun vadede onun zorlu duygularla karşılaşma ve bunları yönetme fırsatlarını azaltabilir.

Çocuğun her isteğini karşılamanın aile dinamikleri üzerindeki bir diğer etkisi de sorumlulukların ve beklentilerin dengesinde görülebilir. Çocuk yalnızca talepleri karşılanan bir konuma yerleştiğinde, ev içerisindeki görev ve sorumluluklara katılımı geri planda kalabilir. Oysa yaşına uygun biçimde odasını toplamak, kişisel eşyalarını düzenlemek, ev işlerine küçük katkılar sunmak veya belirli kararların sonuçlarını üstlenmek aile yaşamının doğal parçaları arasında değerlendirilebilir. Burada amaç çocuğun ihtiyaçlarını görmezden gelmek değil, aile içerisindeki herkesin birbiriyle karşılıklı ilişki içerisinde olduğunu gösterebilmektir. Peki bir çocuk ailede yalnızca hakları olduğunu, ancak sorumluluklarının bulunmadığını düşünmeye başladığında aile içindeki denge nasıl etkilenebilir? Benzer şekilde, ebeveynlerin çocuklarının sevgisini kaybetme korkusuyla sürekli taviz vermesi de zaman içerisinde kendi sınırlarının aşılmasına neden olabilir. Çocuğun istediği her şeyi almanın veya her talebi kabul etmenin sevgi göstergesi olarak değerlendirilmesi yerine, sevginin ilgi, zaman, dinleme, güven ve gerektiğinde sınır koyma gibi farklı biçimlerinin bulunduğu hatırlanmalıdır. Çocuğun maddi talepleri ile duygusal ihtiyaçları birbirinden ayrıştırılmalı; özellikle satın alma davranışının ilgi eksikliğini telafi etmek amacıyla kullanılıp kullanılmadığı gözlemlenmelidir.

Bu süreçte ebeveynlerin kendi tutumlarını değerlendirmesi önemli olabilir. Çocuğun her isteği karşılandığında gerçekten onun ihtiyacı mı karşılanmaktadır, yoksa ebeveynin yaşadığı suçluluk, kaygı veya yetersizlik hissi mi hafifletilmeye çalışılmaktadır? Malatya Psikolog desteği hakkında bilgi alınması, özellikle sınır koyma konusunda yoğun kaygı yaşayan, çocukla sürekli çatışan veya ebeveynlik tutumları konusunda kararsızlık hisseden yetişkinler açısından değerlendirilebilir. Böyle bir süreçte çocuğun “sorun” olarak görülmesi yerine, aile içerisindeki etkileşimlerin bütün olarak ele alınması önem taşır. Ebeveynlerin kendi çocukluk deneyimlerinin bugünkü tutumlarını etkileyip etkilemediği, disiplin anlayışlarının nereden şekillendiği ve çocuklarının tepkileri karşısında hangi duyguların ortaya çıktığı üzerinde düşünülmesi faydalı olabilir. Bununla birlikte her ailede aynı yaklaşımın uygulanması beklenmemelidir. Çocuğun yaşı, gelişimsel özellikleri, aile koşulları ve yaşanan özel durumlar dikkate alınarak daha uygun sınırlar belirlenmesi gerekebilir. Ebeveynlerin kendi aralarında açık iletişim kurması ve çocukla ilgili temel konularda mümkün olduğunca ortak bir yaklaşım geliştirmesi aile içerisindeki belirsizliği azaltabilir.

Sonuç olarak çocuğun her isteğini karşılamak, tek başına iyi veya kötü ebeveynlik göstergesi olarak değerlendirilmemelidir. Asıl önemli olan, çocuğun ihtiyaçları ile istekleri arasındaki ayrımın nasıl ele alındığı ve ebeveynlerin sınır koyma konusunda hangi tutuma sahip olduğudur. Çocuğun sevildiğini hissetmesi için her talebinin yerine getirilmesine gerek olmadığı; aynı şekilde sınır koymanın da sevgiyi azaltan bir davranış olarak görülmemesi gerektiği dikkate alınmalıdır. Aile içerisinde sağlıklı bir denge oluşturulabilmesi için çocuğun duygularına alan tanınırken, yaşına uygun sorumluluklarla ve tutarlı sınırlarla karşılaşmasına da imkan verilmelidir. Bir isteğe “hayır” denildiğinde çocuğun yaşadığı öfke veya üzüntü hemen ortadan kaldırılmaya çalışılmak yerine, bu duyguların güvenli bir ilişki içerisinde ifade edilmesine fırsat tanınabilir. Ebeveynlerin ise çocuğun her duygusal tepkisini kendi ebeveynliklerinin başarısızlığı olarak yorumlamaması önemlidir. Aile yaşamında amaç çocuğun hiçbir zaman üzülmemesi veya istediği her şeye sahip olması değil; sevgi, güven, sınır, sorumluluk ve karşılıklı saygının birlikte var olabileceği bir ilişki ortamının oluşturulması olarak değerlendirilebilir.

Resim
X