Anne ve Babanın Farklı Ebeveynlik Tutumları Çocuğu Nasıl Etkiler?

Özet
:
Ebeveynlerin farklı kişiliklere, geçmişlere ve düşüncelere sahip olması aile yaşamının doğal bir parçasıdır. Ancak bu farklılıklar sürekli çatışmaya, tutarsız sınırlara veya çocuğun ebeveynler arasındaki anlaşmazlığın ortasında kalmasına neden olduğunda daha dikkatli bir değerlendirme yapılması gerekebilir.

 

Anne ve babanın çocuk yetiştirme konusunda farklı düşüncelere sahip olması, birçok ailede karşılaşılabilecek doğal bir durumdur. Her iki ebeveynin de kendi çocukluk deneyimleri, ailelerinden öğrendikleri davranış kalıpları, değerleri ve sınır anlayışları birbirinden farklı olabilir. Peki bu farklılıklar hangi noktada çocuğun gelişimini destekleyen bir çeşitlilik olmaktan çıkıp kafa karışıklığına neden olmaya başlayabilir? Bir ebeveyn kurallara daha fazla önem verirken diğer ebeveynin daha esnek olması tek başına problem olarak değerlendirilmemelidir. Asıl üzerinde durulması gereken, bu farklılıkların çocukla kurulan iletişime ve ev içerisindeki ilişki düzenine nasıl yansıdığıdır. Çocukların gelişim sürecinde sınırların, beklentilerin ve davranışların mümkün olduğunca anlaşılır olması önem taşır. Bir gün belirli bir davranışın kabul edilip başka bir gün aynı davranışın sert biçimde reddedilmesi, çocuğun hangi davranışın uygun olduğunu anlamasını zorlaştırabilir. Bunun yanında anne ve babanın çocuğun yanında birbirinin kararlarını sürekli olarak geçersiz kılması da aile içerisindeki güven ve otorite algısını etkileyebilir. Bu nedenle ebeveynler arasındaki farklılıkların tamamen ortadan kaldırılması beklenmemeli, ancak çocuğun gelişimini etkileyebilecek temel konularda ortak bir yaklaşım oluşturulmasına özen gösterilmelidir.

Ebeveynlik tutumlarındaki farklılıklar özellikle sınır koyma, disiplin, sorumluluk verme ve çocuğun davranışlarına karşılık verme biçimlerinde belirginleşebilir. Örneğin bir ebeveyn çocuğun ekran süresine kesin sınırlar getirilmesini savunurken diğer ebeveynin bu konuda daha serbest bir yaklaşımı olabilir. Benzer biçimde ders çalışma, uyku düzeni, beslenme, arkadaş ilişkileri veya ev içerisindeki sorumluluklar konusunda da farklı görüşler ortaya çıkabilir. Peki çocuk bu farklılıkları nasıl anlamlandırır? Tutarlı ve anlaşılır sınırların bulunmadığı durumlarda çocuk, hangi davranışın hangi koşullarda kabul edildiğini anlamakta güçlük yaşayabilir. Daha önemlisi, ebeveynler arasındaki anlaşmazlıkların çocuğun önünde sık sık tartışmaya dönüşmesi, çocuğun kendisini taraf seçmek zorunda hissetmesine neden olabilir. “Annem izin veriyor ama babam izin vermiyor” veya “Babam kabul ediyor ama annem kızıyor” gibi durumlar zamanla çocuğun ebeveynlerden birini diğerine karşı kullanmasına dönüşebileceği gibi, çocukta suçluluk veya kaygı duygularının oluşmasına da zemin hazırlayabilir. Burada çocuğun davranışından çok, yetişkinlerin kendi aralarındaki iletişim biçimine dikkat edilmelidir. Farklı düşüncelerin bulunması olağandır; ancak bu farklılıkların çocuğa karşı bir güç mücadelesi şeklinde yansıtılmaması önem taşır.

Anne ve babanın farklı ebeveynlik tutumlarının çocuğu nasıl etkilediği değerlendirilirken, çocuğun yaşı, gelişimsel özellikleri ve aile içerisindeki genel iletişim biçimi de dikkate alınmalıdır. Küçük yaşlarda çocukların kuralları ve sınırları anlamlandırabilmesi için daha fazla tutarlılığa ihtiyaç duyulabilirken, yaş ilerledikçe çocuğun görüşünün alınması ve bazı konularda müzakere alanı oluşturulması mümkün olabilir. Malatya Aile Danışmanlığı sürecinde ebeveynlerin farklı tutumlarının hangi noktalarda çatışmaya dönüştüğü, çocuğun bu çatışmalardan nasıl etkilendiği ve aile içerisinde daha anlaşılır bir iletişim düzeninin nasıl oluşturulabileceği değerlendirilebilir. Burada amaç anne veya babadan birinin tamamen haklı, diğerinin tamamen yanlış olduğuna karar vermek değildir. Aksine her iki ebeveynin kendi yaklaşımının arkasındaki ihtiyaçların anlaşılması ve çocuğun gelişimi açısından ortaklaşılabilecek noktaların belirlenmesi önemlidir. Örneğin bir ebeveyn daha katı sınırlar koyarak çocuğu korumaya çalışırken diğer ebeveyn daha esnek davranarak çocuğun özgürleşmesini desteklemek isteyebilir. Her iki yaklaşımın altında da çocuğun iyiliğine yönelik bir düşünce bulunabilir. Sorun çoğu zaman niyetten değil, bu niyetlerin birbirleriyle nasıl uyumlandırıldığı ve çocuğa nasıl aktarıldığıyla ilişkilidir.

Farklı ebeveynlik tutumlarının çocuk üzerindeki etkileri arasında kararsızlık, kuralları test etme, ebeveynlerden birine daha fazla yönelme veya çatışmalardan kaçınma gibi davranışlar görülebilir. Ancak her çocuğun aynı tepkiyi göstermesi beklenmemelidir. Bazı çocuklar kurallar arasındaki farklılıkları kolayca fark edip kendi ihtiyaçlarına uygun olan seçeneği tercih edebilirken, bazı çocuklar ebeveynler arasındaki gerilimden daha fazla etkilenebilir. Özellikle ebeveynlerden birinin diğerini çocuğun yanında sürekli olarak eleştirmesi, çocuğun aile içerisindeki ilişkileri anlamlandırmasını güçleştirebilir. Peki çocuk, güvendiği iki yetişkinin birbirinin kararlarını sürekli sorguladığı bir ortamda kendisini nasıl konumlandırmalıdır? Çocuğun ebeveynler arasındaki anlaşmazlığın çözümünden sorumlu tutulmaması gerektiği unutulmamalıdır. “Senin için böyle yapıyorum” veya “Baban yüzünden bunu yapamıyoruz” gibi ifadeler çocuğun yetişkinler arasındaki sorunların sorumluluğunu üstlenmesine neden olabilir. Bunun yerine farklı görüşlerin çocuk önünde sakin biçimde yönetilmesine ve ebeveynlerin kendi aralarındaki meseleleri mümkün olduğunca çocukla ilişkilendirmeden konuşmasına özen gösterilmelidir. Çocuğun davranışlarında belirgin değişiklikler, yoğun kaygı, içe kapanma, öfke artışı veya aile içindeki çatışmalara karşı aşırı hassasiyet gözlemlendiğinde Malatya Psikolog desteği hakkında bilgi alınması değerlendirilebilir. Böyle bir değerlendirme, çocuğun davranışlarının yalnızca “uyumsuzluk” şeklinde yorumlanması yerine, aile içerisindeki dinamiklerle birlikte ele alınmasına imkan tanıyabilir.

Ebeveynlerin farklı düşüncelere sahip olması kaçınılmaz olduğundan, önemli olan bu farklılıkların nasıl yönetileceğidir. Bunun için öncelikle temel konularda ortak bir çerçeve oluşturulması faydalı olabilir. Uyku, eğitim, ekran kullanımı, güvenlik, sorumluluklar ve disiplin gibi başlıklarda hangi sınırların değişmez olduğu, hangi konularda ise esneklik tanınabileceği ebeveynler arasında konuşulmalıdır. Bu konuşmaların çocukla tartışmak yerine yetişkinler arasında gerçekleştirilmesine özen gösterilmelidir. Bir konuda anlaşmazlık yaşandığında “Benim dediğim olacak” yaklaşımı yerine, “Bu kararın çocuğumuz üzerindeki olası etkileri neler olabilir?” sorusunun sorulması daha işlevsel bir değerlendirme zemini oluşturabilir. Ayrıca ebeveynlerin çocuk önünde birbirlerinin otoritesini zayıflatmaması, farklı bir görüş bulunduğunda bunun daha sonra özel olarak konuşulması önemlidir. Elbette bütün kuralların her koşulda aynı olması da gerekli değildir. Çocukların farklı ebeveynlerden farklı iletişim biçimleri görmesi, uygun sınırlar içerisinde kaldığında, yaşamın farklı bakış açılarını barındırabileceğini öğrenmesine katkı sağlayabilir. Burada belirleyici olan farklılıkların varlığı değil, bu farklılıkların çocuğun güven duygusunu ve aile içerisindeki aidiyetini zedeleyecek biçimde yaşanmamasıdır.

Sonuç olarak anne ve babanın farklı ebeveynlik tutumları, tek başına çocuğun gelişimi açısından olumsuz bir durum olarak değerlendirilmemelidir. Ebeveynlerin farklı kişiliklere, geçmişlere ve düşüncelere sahip olması aile yaşamının doğal bir parçasıdır. Ancak bu farklılıklar sürekli çatışmaya, tutarsız sınırlara veya çocuğun ebeveynler arasındaki anlaşmazlığın ortasında kalmasına neden olduğunda daha dikkatli bir değerlendirme yapılması gerekebilir. Çocuk için önemli olan her konuda anne ve babanın aynı düşünmesi değil, temel sınırların anlaşılır olması ve yetişkinler arasındaki farklılıkların güven duygusunu zedelemeyecek biçimde yönetilmesidir. Bu nedenle ebeveynler zaman zaman kendi tutumlarını gözden geçirmeli ve “Çocuğum bizim anlaşmazlıklarımızı nasıl deneyimliyor?” sorusunu sormalıdır. Çocuğun davranışları üzerinden yalnızca disiplin problemi aramak yerine, aile içerisindeki iletişim biçimi de gözlemlenmelidir. Ebeveynlerin ortak bir yaklaşım geliştirmekte zorlandığı, aile içi çatışmaların sıklaştığı veya çocuğun bu süreçten belirgin biçimde etkilendiğinin düşünüldüğü durumlarda profesyonel destek seçenekleri hakkında bilgi alınabilir. Böylece farklı ebeveynlik tutumlarının çatışma kaynağı hâline gelmesi yerine, çocuğun ihtiyaçlarını merkeze alan daha dengeli ve anlaşılır bir aile iletişimi oluşturulması için uygun yollar araştırılabilir.

Resim
X