Aile İçinde Sürekli Tartışma Çocuğu Nasıl Etkiler?

Özet
:
Aile içinde sürekli tartışma, çocuğun duygusal dünyasında önemsenmesi gereken bir stres kaynağı olabilir; ancak her tartışmanın çocuk üzerinde aynı etkiyi oluşturacağı düşünülmemelidir. Tartışmanın sıklığı, yoğunluğu, içeriği, çocuğun çatışmaya dahil edilip edilmediği ve sonrasında aile bireylerinin nasıl davrandığı birlikte değerlendirilmelidir.

Aile İçinde Sürekli Tartışma Çocuğu Nasıl Etkiler?

Aile, çocuğun dünyayı anlamlandırmaya başladığı ilk sosyal çevredir. Çocuk, yalnızca kendisine söylenenleri değil, ev içerisinde gözlemlediği iletişim biçimlerini, ses tonlarını, davranışları ve kişiler arasındaki ilişkiyi de zaman içerisinde anlamlandırmaya çalışır. Peki anne ve babanın ya da aile bireylerinin sürekli tartıştığı bir ortamda çocuk neler hissedebilir? Her tartışmanın çocuk üzerinde aynı etkiyi oluşturması beklenmemelidir. Bir aile içerisinde zaman zaman anlaşmazlıkların yaşanması olağan olabilir; önemli olan çatışmaların nasıl yaşandığı, ne sıklıkta tekrarlandığı ve çocuğun bu süreçte kendisini ne kadar güvende hissettiğidir. Özellikle yoğun öfke, hakaret, tehdit, aşağılayıcı ifadeler veya çocuğun doğrudan tartışmaların içerisine çekilmesi, onun duygusal güvenlik algısını olumsuz etkileyebilir. Çocuklar yaşlarına ve gelişim düzeylerine bağlı olarak aile içerisindeki gerilimi farklı biçimlerde yorumlayabilir. Bazı çocuklar sessizleşirken bazıları daha huzursuz, öfkeli veya içe kapanık bir tutum sergileyebilir. Bu nedenle “Çocuk zaten küçük, anlamaz” düşüncesi yerine, çocuğun evde yaşanan atmosferi nasıl algıladığı üzerinde düşünülmesi daha sağlıklı olabilir.

Aile içinde sürekli tartışmanın çocuk üzerindeki etkileri, öncelikle güven ve aidiyet duyguları üzerinden değerlendirilebilir. Çocuğun temel ihtiyaçlarından biri, kendisini fiziksel ve duygusal açıdan güvende hissettiği bir çevrede bulunmaktır. Evde sık sık yükselen sesler, gerginlik veya tartışma sonrasında oluşan sessizlik, çocuk tarafından belirsizlik ve tehdit olarak algılanabilir. “Anne ve babam yine kavga edecek mi?”, “Bu tartışmanın sonunda ne olacak?” veya “Ailem ayrılacak mı?” gibi düşünceler çocuğun zihnini meşgul edebilir. Özellikle küçük yaşlarda çocukların aile içerisinde yaşanan sorunların nedenlerini doğru biçimde değerlendirememesi mümkündür. Bu nedenle bazı çocuklarda yaşanan tartışmaların kendi davranışlarından kaynaklandığına yönelik hatalı bir düşünce oluşabilir. Ders başarısında düşüş, uyku sorunları, okula gitmek istememe, karın veya baş ağrısı gibi stresle ilişkili yakınmalar, huzursuzluk, ağlama veya davranış değişiklikleri gözlemlenebilir. Ancak bu belirtilerin her zaman aile içi tartışmalardan kaynaklandığı varsayılmamalıdır. Çocuğun genel yaşam koşulları, gelişim dönemi ve başka stres kaynakları da birlikte değerlendirilmelidir. Burada önemli olan, çocuğun davranışının yalnızca “problem” olarak görülmesi değil, davranışın altında hangi duygusal ihtiyacın bulunabileceğinin anlaşılmaya çalışılmasıdır.

Çocuğun aile içindeki tartışmalara maruz kalma biçimi, yaşanan çatışmanın kendisi kadar önem taşıyabilir. Örneğin iki yetişkinin bir konuda anlaşmazlık yaşaması ile çocuğun yanında birbirini aşağılaması, tehdit etmesi veya çocuğu taraf seçmeye zorlaması aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Çocuğa “Sen kimin tarafındasın?” şeklinde bir soru yöneltilmesi, onu yetişkinler arasındaki çatışmanın içerisine çekebilir ve taşıyamayacağı bir sorumluluk hissetmesine neden olabilir. Bu nedenle ebeveynler arasında yaşanan sorunların çocuğun duygusal alanına mümkün olduğunca taşınmamasına özen gösterilmelidir. Malatya Aile Danışmanlığı kapsamında aile içerisindeki iletişim biçimi, ebeveynlerin çatışma süreçleri ve çocuğun bu süreçten nasıl etkilendiği birlikte değerlendirilebilir. Burada amaç yalnızca tartışmaların ortadan kaldırılması değil, aile bireylerinin birbirleriyle daha sağlıklı bir iletişim kurabilmesine ve çocuğun güven duygusunun korunmasına yönelik seçeneklerin ele alınması olabilir. Çocuğa yaşanan anlaşmazlıkların onun sorumluluğunda olmadığı açık biçimde ifade edilmeli, yetişkinlerin sorunlarının çözümünden çocuğun sorumlu tutulmaması gerektiği vurgulanmalıdır. Çünkü çocuk kendisini aile içerisindeki çatışmanın nedeni veya çözüm aracı olarak görmeye başladığında, yaşına uygun olmayan bir yük üstlenebilir.

Sürekli tartışma ortamının çocuk üzerindeki etkileri yalnızca o an yaşanan duygularla sınırlı kalmayabilir. Çocuklar ilişkileri büyük ölçüde gözlemleyerek öğrenir. Ev içerisinde sorunların bağırma, suçlama, küslük veya tehdit yoluyla çözülmesine sık biçimde tanık olunması, çocuğun ilerleyen dönemlerde çatışma kavramını bu iletişim biçimleriyle ilişkilendirmesine neden olabilir. Bu durum her çocukta aynı şekilde ortaya çıkmayacağı gibi, tek başına aile içindeki tartışmaların çocuğun gelecekteki ilişkilerini belirleyeceği şeklinde kesin bir sonuç çıkarılması da doğru değildir. Bununla birlikte çocuğun gözlemlediği iletişim kalıplarının gelişim sürecinde önemli bir sosyal öğrenme alanı oluşturduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Ebeveynlerin tartışma sonrasında sakinleşerek konuyu konuşabilmesi, gerektiğinde özür dilemesi ve karşılıklı sınırları gözetmesi çocuğa çatışmaların yönetilebileceğine dair farklı bir model sunabilir. Burada “Hiç tartışmayan aile sağlıklıdır” gibi gerçekçi olmayan bir beklenti oluşturulmamalıdır. Önemli olan anlaşmazlığın varlığından çok, anlaşmazlık sırasında ve sonrasında çocuğun kendisini nasıl hissettiği ve yetişkinlerin sorumluluklarını nasıl üstlendiğidir. Özellikle çocuğun uzun süreli kaygı, içe kapanma veya belirgin davranış değişiklikleri yaşadığı durumlarda belirtilerin gelişimsel özelliklerle birlikte değerlendirilmesine özen gösterilmelidir.

Aile içerisindeki yoğun çatışmaların çocuk üzerindeki etkileri fark edildiğinde öncelikle çocuğun duygularını ifade edebileceği güvenli bir iletişim alanı oluşturulması önem taşıyabilir. Çocuğa “Neden böyle davranıyorsun?” şeklinde sorgulayıcı yaklaşmak yerine, “Son zamanlarda seni endişelendiren bir şey var mı?” gibi açık uçlu ifadeler kullanılabilir. Çocuğun konuşmak istemediği durumlarda zorlanmaması, ancak ihtiyaç duyduğunda dinlenebileceğini bilmesi destekleyici olabilir. Bunun yanında ebeveynlerin çocuk üzerinden birbirleriyle mesajlaşmaması, diğer ebeveyn hakkında çocuğun yanında olumsuz konuşulmaması ve çocuğun taraf seçmek zorunda bırakılmaması gerekir. Özellikle tartışmaların çocuğun günlük yaşamını, okul hayatını, arkadaşlık ilişkilerini veya uyku düzenini belirgin biçimde etkilediği düşünülüyorsa profesyonel destek seçenekleri hakkında bilgi alınması değerlendirilebilir. Malatya Psikolog desteği hakkında araştırma yapılırken çocuğun yaşına, yaşadığı güçlüğe ve ailenin ihtiyaçlarına uygun bir uzmanlık alanının değerlendirilmesine özen gösterilmelidir. Profesyonel görüşmelerde çocuğun yaşadığı duyguların anlaşılması kadar ebeveynlerin iletişim biçimlerinin de ele alınması mümkün olabilir. Böylece çocuğun yalnızca gözlemlenen davranışlarına değil, bu davranışların ortaya çıktığı aile ortamına da bütüncül biçimde bakılabilir.

Sonuç olarak aile içinde sürekli tartışma, çocuğun duygusal dünyasında önemsenmesi gereken bir stres kaynağı olabilir; ancak her tartışmanın çocuk üzerinde aynı etkiyi oluşturacağı düşünülmemelidir. Tartışmanın sıklığı, yoğunluğu, içeriği, çocuğun çatışmaya dahil edilip edilmediği ve sonrasında aile bireylerinin nasıl davrandığı birlikte değerlendirilmelidir. Çocuğun kaygılı, içine kapanık, öfkeli veya huzursuz görünmesi durumunda yalnızca davranışın değiştirilmesine odaklanmak yerine, “Bu davranış bize ne anlatıyor olabilir?” sorusunun sorulması daha anlamlı bir yaklaşım sağlayabilir. Ebeveynlerin kendi aralarındaki sorunları çocuğun sorumluluğuna bırakmaması, çocuğa sevildiğinin ve aile içindeki anlaşmazlıklardan sorumlu olmadığının hissettirilmesi önemlidir. Aynı zamanda yetişkinlerin kendi duygularını düzenlemeyi ve çatışmaları daha yapıcı biçimde ele almayı öğrenmeleri, çocuğun bulunduğu ortamın güvenliğinin desteklenmesine imkan tanıyabilir. Aile içerisinde sorunların tamamen ortadan kaldırılması her zaman mümkün olmayabilir; fakat sorunların ele alınma biçimi üzerinde çalışılması mümkündür. Bu nedenle çocukta kalıcı olduğu düşünülen davranış değişiklikleri, yoğun kaygı belirtileri veya günlük yaşamı etkileyen güçlükler gözlemlendiğinde, durumun bir uzman tarafından değerlendirilmesi konusunda gerekli özen gösterilmelidir.

Resim
X