Aile İçinde Duyguların Konuşulmadığı Bir Ortam Çocukları Nasıl Etkiler?

Özet
:
Duyguların aile içerisinde konuşulmaması, çocuğun kendi iç dünyasını ifade etmekte zorlanmasına neden olabilecek bir ortam oluşturabilir. Örneğin çocuk okulda yaşadığı bir problemi, bir arkadaşlığıyla ilgili kırgınlığını veya geleceğe ilişkin kaygısını paylaşmak istediğinde nasıl bir tepkiyle karşılaşacağını bilemeyebilir.

Aile, çocuğun dünyayı anlamlandırmayı öğrendiği ilk sosyal ortamdır. Çocuk yalnızca konuşulanları değil, konuşulmayanları da gözlemler; bir tartışmanın nasıl ele alındığını, üzüntünün nasıl karşılandığını, öfke karşısında nasıl davranıldığını ve zor zamanlarda aile bireylerinin birbirine nasıl yaklaştığını zaman içerisinde öğrenebilir. Peki bir evde herkes birbirini sevdiği hâlde duygular hakkında neredeyse hiç konuşulmuyorsa çocuk bu ortamı nasıl anlamlandırır? Duyguların açık biçimde ifade edilmediği ailelerde çocuk, kendi hislerini tanımakta veya başkalarının duygularını anlamlandırmakta güçlük yaşayabilir. “Üzgünüm”, “Korktum”, “Buna kızdım” ya da “Sana ihtiyacım var” gibi ifadelerin kullanılmadığı bir ortamda duyguların varlığı inkâr edilmese bile onların nasıl ifade edileceğine ilişkin yeterli bir model oluşmayabilir. Özellikle çocuğun yaşadığı bir sorun karşısında “Bunda üzülecek ne var?”, “Abartma” veya “Güçlü olmalısın” gibi tepkilerle karşılaşması, zaman içerisinde bazı duyguların kabul edilmemesi gerektiği düşüncesinin oluşmasına neden olabilir. Bu nedenle aile içerisinde duyguların konuşulup konuşulmadığı kadar, ifade edilen duyguların nasıl karşılandığı da gözlemlenmelidir. Çünkü çocuk için duygusal iletişim, yalnızca konuşma biçimi değil, aynı zamanda kendisini ve çevresini anlamlandırma sürecinin önemli bir parçasıdır.

Duyguların aile içerisinde konuşulmaması, çocuğun kendi iç dünyasını ifade etmekte zorlanmasına neden olabilecek bir ortam oluşturabilir. Örneğin çocuk okulda yaşadığı bir problemi, bir arkadaşlığıyla ilgili kırgınlığını veya geleceğe ilişkin kaygısını paylaşmak istediğinde nasıl bir tepkiyle karşılaşacağını bilemeyebilir. Eğer ailede zorlayıcı duyguların konuşulması alışılmış bir davranış değilse çocuk zaman içerisinde sorunlarını kendi başına çözmeye çalışabilir. Bu durum her çocukta aynı biçimde ortaya çıkmaz; bazı çocuklar sessizleşirken bazıları öfkeli, huzursuz veya aşırı tepkili davranışlar sergileyebilir. Peki çocuğun davranışındaki değişiklik yalnızca “yaramazlık” veya “ergenlik” olarak değerlendirildiğinde, davranışın arkasındaki duygu fark edilebilir mi? Çocukların duyguları her zaman doğrudan sözcüklerle ifade edemeyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Uyku düzenindeki değişiklikler, içe kapanma, okul başarısında düşüş, arkadaş ilişkilerinde zorlanma veya daha sık öfkelenme gibi belirtiler farklı nedenlerle ortaya çıkabileceğinden tek başına belirli bir psikolojik sorunun göstergesi olarak kabul edilmemelidir. Ancak bu değişikliklerin süreklilik kazanması veya çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemesi durumunda daha yakından gözlemlenmesi anlamlı olabilir. Burada amaç çocuğu etiketlemek değil, davranışın ne anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışmaktır.

Aile içerisinde duyguların konuşulmaması, çocuğun zaman içerisinde duygusal ihtiyaçlarını tanıma ve ifade etme becerisini de etkileyebilir. Bir çocuk üzgün olduğunda yalnızca ağlamayı durdurmasının beklenmesi, öfkelendiğinde neden öfkelendiğinin konuşulmaması veya korktuğunda korkusunun küçümsenmesi, duyguların anlaşılmasından çok bastırılmasına odaklanılan bir iletişim biçimi oluşturabilir. Oysa çocuğun her duygusunun davranışa dönüştürülmesi gerekmese de her duygunun fark edilmesi ve isimlendirilebilmesi önemlidir. Malatya Aile Danışmanlığı kapsamında aile içerisindeki iletişim biçimleri, ebeveynlerin çocukların duygularına verdiği tepkiler ve aile üyeleri arasındaki etkileşimler ele alınabilir. Böyle bir değerlendirme sürecinde amaç herhangi bir aile bireyini suçlamak değil, ev içerisindeki iletişim döngülerinin daha iyi anlaşılmasına imkan tanımaktır. Çünkü çoğu zaman duyguların konuşulmaması bilinçli bir tercih olmayabilir. Ebeveynler kendi çocukluklarında da duyguların ifade edilmediği bir ortamda büyümüş olabilir veya zor konuları konuşmanın aile içerisindeki çatışmayı artıracağından endişe duyabilir. Bu nedenle ailedeki iletişim biçimi değerlendirilirken yalnızca bugünkü davranışlara değil, bu davranışların oluşmasına katkıda bulunmuş olabilecek geçmiş öğrenmelere ve yaşam koşullarına da özen gösterilmelidir.

Duyguların konuşulmadığı bir aile ortamında çocuk, başkalarının ruh hâlini sürekli gözlemlemeye ve ortamın duygusal havasını kendi davranışlarını belirlemek için kullanmaya başlayabilir. Evde birinin üzgün olduğu ancak bunun hiç konuşulmadığı durumlarda çocuk “Bir şey oldu ama bana söylenmiyor” düşüncesine kapılabilir. Bazı çocuklarda bu belirsizlik, ebeveynlerin duygularından kendisini sorumlu hissetme biçiminde de ortaya çıkabilir. Örneğin anne veya babanın mutsuzluğunun kendi davranışından kaynaklandığını düşünmek, çocuğun yaşından beklenmeyen bir sorumluluk üstlenmesine neden olabilir. Ancak burada her sessiz aile ortamının çocuk üzerinde aynı etkiyi oluşturacağı düşünülmemelidir. Çocuğun mizacı, yaşı, aile içerisindeki diğer ilişkiler, sosyal destek kaynakları ve yaşadığı olaylar sonucu değiştirebilecek önemli etkenlerdir. Asıl dikkat edilmesi gereken nokta, çocuğun uzun süre boyunca duygularını paylaşmaktan kaçınıp kaçınmadığı ve kendisini aile içerisinde anlaşılmamış hissedip hissetmediğidir. Ebeveynlerin kendi duygularını çocuğun üzerine yüklemeden, yaşanan duyguyu yaşına uygun biçimde isimlendirmesi çocuğun duygusal dünyayı anlamlandırmasına yardımcı olabilir. “Şu anda biraz üzgünüm ama bu senin sorumluluğun değil” gibi açık ve yaşa uygun açıklamalar, çocuğun yetişkinlerin duygularını kendisiyle ilişkilendirmesinin önüne geçilmesine destek olabilir.

Aile içerisinde duyguların konuşulmaya başlanması için büyük ve kapsamlı konuşmaların yapılması her zaman gerekli değildir. Günlük yaşam içerisindeki küçük iletişim fırsatları değerlendirilebilir. Çocuğa “Bugün seni en çok ne mutlu etti?”, “Bugün seni zorlayan bir şey oldu mu?” veya “Şu anda ne hissediyorsun?” gibi sorular yöneltilmesi, onun iç dünyasını anlatması için alan açabilir. Ancak bu soruların sorgulama biçimine dönüşmemesine dikkat edilmelidir. Çocuk konuşmak istemediğinde ısrar edilmemesi, hazır olduğunda paylaşabileceğinin hissettirilmesi önemlidir. Ebeveynlerin kendi duygularını da çocuğun yaşına uygun ve güvenli bir çerçevede ifade etmesi, duyguların aile hayatının doğal bir parçası olduğunu göstermeye yardımcı olabilir. Bununla birlikte çocukta uzun süre devam eden içe kapanma, yoğun kaygı, belirgin davranış değişiklikleri, okul veya arkadaş ilişkilerinde ciddi güçlükler gözlemleniyorsa Malatya Psikolog desteği hakkında bilgi alınması düşünülebilir. Böyle bir süreçte çocuğun yanı sıra aile içerisindeki iletişim biçiminin de değerlendirilmesi gerekebilir. Çünkü bazı durumlarda çocuğun yaşadığı güçlüğün yalnızca bireysel özellikleri üzerinden ele alınması yerine, çocuğun içinde bulunduğu aile ve sosyal çevreyle birlikte değerlendirilmesi daha bütüncül bir bakış sağlayabilir.

Sonuç olarak aile içinde duyguların konuşulmaması, çocuğun yalnızca o anki iletişim biçimini değil, ilerleyen dönemlerde kendi duygularını ve başkalarının duygularını anlamlandırma şeklini de etkileyebilecek bir deneyim olabilir. Bununla birlikte her duygusunu açıkça ifade etmeyen çocukta bir sorun bulunduğu düşünülmemeli; çocukların mizacı, gelişim dönemi ve içinde bulundukları koşullar dikkate alınmalıdır. Önemli olan, çocuğun ihtiyaç duyduğunda kendisini ifade edebileceği güvenli bir iletişim alanının bulunup bulunmadığının gözlemlenmesidir. Aile içerisinde öfkenin konuşulabildiği, üzüntünün küçümsenmediği, korkuların dinlenebildiği ve mutluluğun paylaşılabildiği bir iletişim ortamı, çocuğun duyguları birer tehdit veya saklanması gereken durumlar olarak değil, insan deneyiminin doğal parçaları olarak değerlendirmesine imkan tanıyabilir. Peki bir ailede duyguların konuşulması için ilk adım ne olmalıdır? Çoğu zaman bunun cevabı büyük bir değişimden ziyade, çocuğun “Seni dinliyorum” mesajını hissetmesini sağlayacak küçük ama tutarlı iletişim anlarında bulunabilir. Gerektiğinde profesyonel destek seçeneklerinin araştırılması da aile içerisindeki iletişim güçlüklerinin daha ayrıntılı biçimde değerlendirilmesine katkı sağlayabilir. Böylece amaç yalnızca çocuğun davranışlarını değiştirmek değil, çocuğun kendisini anlaşılmış ve duyulmuş hissedebileceği bir aile iletişiminin nasıl güçlendirilebileceğini birlikte anlamaya çalışmak olabilir.

Resim
X